Neden Meditasyon?

Meditasyon Yapan Filozof, Rembrandt (1606-1669)

İlk önce sarı bir ışık var, yoğun, dışarıda parıldayan kış güneşinin ışığı. Isıtmadan, gözleri kamaştıran bir güneş. Sonra hareketsiz duran yaşlı adamı fark ediyoruz. Başını çalışma masasından ve üzerinde duran incelediği kitabından başka tarafa çevirmiş, düşünmek için mi? Dinlenmek için mi? Yoksa meditasyon yapmak için mi?

Sonra bakışımız sağa doğru kayıyor ve mahzenin alçak kapısını keşfediyoruz. Sonra döner merdiven dikkatimizi çekiyor. Bakışımız tam ilk basamakları tırmanmaya hazırlanırken ocağın içindeki çatırdamakta olan ateşi ve onu körükleyen kadını fark ediyoruz. Geri dönüp basamakların üzerine bakıyoruz ama karanlıktan başka bir yere çıkamıyoruz. 

Tablo küçük, tasvir ettiği yer karanlık ama biz yine de geniş bir alan duygusuna kapılıyoruz. İşte bu, Rembrandt’ın bakışımızı bütün boyutlarda yolculuğa çıkaran dehasıdır. 

Meditasyon yapan Filozof, Rembrandt Harmensz Van Rijn (1606-1669)                                                                         1632, tahta üzerine yağlı boya, 0,28×0,34, Louvre Müzesi, Paris

Enine bakılınca sol tarafta parlayan gün ışığıyla, sağ taraftaki narin neredeyse gülünç ateşin ışığı çarpışıyor ; ısıtmadan aydınlatan güneş ile aydınlatmadan ısıtan ateşin konuşması; aklın güneşiyle tutkunun ateşi, felsefe yapmak için kullanılacak iki malzeme olabilir mi?

Boydan bakınca döner merdiven mahzenin gizli derinliklerini üst katın gizemli karanlıklarına bağlıyor. Derinlik olarak da filozofun oturduğu tablonun fonuyla onu çerçeveleyen karanlıklar çemberi arasında bir yolculuk.

Ancak bu alan duygusunun bir kaynağı da görünenle gizli olan arasındaki incelikli oyundur. Önemli olan bizim ne hayal ettiğimizdir : pencerenin ötesi, mahzen kapısının arkası, merdivenlerin yukarısı. Ve hızlıca bakıp geçen gözlerimizden gizli bu evrenlerin en genişi : Filozofun Zihni, iç dünyası!

Karanlıklar ve alaca karanlıklar, biraz ışık biraz sıcaklık. Ve çalışmakta olan bir zihin. 

İçimizdeki dünya buna mı benziyor?

Meditasyon yapmak durmaktır.

Durmak, hareket etmemek, kımıldamamak. Biraz geriye çekilerek dünyaya mesafeli durmak.

Hissettiğiniz şey başlangıçta tuhaf bir histir : Bir boşluk ( eylemin, dikkat dağılmasının boşluğu) ve bir de doluluk ( birdenbire farkına vardığınız düşünce ve duyuların kargaşası) vardır.

Bir de eksik olan bir şey vardır : Belirleyici noktalar ve yapılacak şeyler.

Bir süre sonraysa bu eksiklikten kaynaklanan rahatlama gelir.

İşte zihnimizin sürekli bir nesneye ya da bir tasarıya takılı bulunduğu “dışımızda” olduğu gibi gelişmez, harekete geçmek, belli bir konu üzerinde düşünmek, dikkatin dağılması gibi.

Meditasyon deneyiminin görünürdeki bu eylemsizliği içinde bir süre sonra alışmaya, biraz daha berrak görmeye başlarız. Tabloda olduğu gibi. Işıktan gölgeye geçtiğimiz zaman olduğu gibi. Aslında kendi içimize girmişizdir. O her zaman çok yakınımızdadır ama biz hiç içine girmemişizdir. Onun yerine dışarıda dolaşıp durmuşuzdur. İçinde bulunduğumuz dinginsiz talepler ve zorlama bağlantılar çağında kendimizle aramızdaki bağ çoğu zaman el değmeden kalır. İç dünyalar terk edilmiştir.

Dış dünyalar daha kolaydır, yolları daha çok işaretlenmiştir.

Oysa meditasyon deneyimi çoğunlukla patikaları olmayan bir yoldur. Filozofun meditasyon yaptığı odanın içinde az ışık var, bu yüzden gözlerimizi daha çok açmamız gerekir. Kendi içimizde de durum böyledir : kanıtlar ve güvenceler dışarıdakilerden daha azdır, bu da ruhumuzun gözlerini daha fazla açmamızı gerektirir.

Düşünüyorduk, huzuru, boşluğu bulmayı umuyorduk. Karşılaştığımız şey ise çoğu zaman büyük bir şamata, bir curcuna, bir kargaşaydı. Berraklık umuyorduk, kafa karışıklığı bulduk. Kimi zaman meditasyon yapmak bizi iç sıkıntısıyla, acıyla, bize acı çektiren ve bizim başka şeyler düşünerek, başka yerlere giderek kaçınmaya çalıştığımız şeyle yüzleştirir.

Huzursuzluğu Yatıştırmak

Dışarıdan bakılınca ne kadar da kolay görünüyordu! Oturup gözlerini yummanın yeterli olacağını sanıyorduk. Oysa bu yalnızca bir başlangıçtır, vazgeçilmez bir başlangıçtır ama yeterli değildir. O halde?

O halde denemek gerekecek, bakmayı öğrenmek, orada kalmayı, dünyanın hafifçe dışında, bu şekilde gözleri kapalı oturup kalmayı öğrenmek gerekecek. Kargaşanın dinmesine izin vermeyi öğrenmek.

Aşılması gereken ilk aşama şudur : Ruhumuzdaki gevezeliğin bir çeşit sakinlik tarafından sarılmasına yetecek kadar bir süre sessiz ve hareketsiz kalarak içimizi biraz daha berrak görmeye başlamamızı sağlamak. Zorlamadan, istemeden ; yoksa kargaşa yeniden başlayacaktır.

Bırakmak ve içimizden gelmesine izin vermek.

Kimi zaman uzun süre beklemek gerekir. Bu hareketi hızlandıramayız. İsterdik ama olmaz.

Meditasyon zaman alan bir şeydir. Hatta günlerce hiç bir şey gelmeyebilir. Rezalet değil mi? Üstelik günümüzün anında gerçekleşme ve garantili sonuç vaatleri çağına da hiç mi hiç uymuyor.

Zen bilgeleri bu konuda hikayeler anlatırlar. Örneğin birinde bir öğrenci ustasına sorar :

“Üstat, huzura kavuşabilmem için ne kadar zaman meditasyon yapmam gerekecek?”

 

Uzun bir sessizlikten sonra ustası şöyle yanıtlar :

“Otuz yıl”

Öğrenci bozulur.

“Ahh, çok uzun zamanmış. Peki ya elimi çabuk tutsam, gece gündüz hiç durmadan çalışsam, bundan başka hiç bir şey yapmasam?”

Üstat sessizliğini uzun bir süre koruduktan sonra şöyle demiş :

“O zaman elli yıl.”

İçeriyi daha berrak görmeye başlamak

Durduk, oturduk ve gözlerimizi yumduk. Uyumak için değil, dinlenmek için değil, anlamak için değil; ne hissettiğimizi anlamak, içimizdeki dünyanın yankısından ibaret olan o kargaşayı berraklaştırmak için. İki yol bulunduğunu anlamak için :

Zekanın Yolu ( Müdahale etmek, harekete geçmek, irademiz aklımız ve çabalarımızla gerçekliği yoğurmak

Deneyimin Yolu ( Gerçekliği çırılçıplak karşılamak ve yoğun biçimde dikkatli bir kontrolü bırakma hareketiyle onun bizi örtmesine, içine almasına, içimize girmesine izin vermek)

Zeka olsun, deneyim olsun her iki durumda da dünya ile bağlantı içinde kalırız. Onu daha iyi anlamak ya da daha iyi hissetmek için. Bu iki yol da kendi açısından kusursuzdur. Birinin diğerine göre üstünlüğü yoktur. Biz her ikisine de gereksinim duyarız. Her ikisini de çalışır halde, canlı tutmaya ihtiyacımız vardır.

Bunu daha kolay hale getirmek için, ilk yolun felsefi düşüncenin yolu olduğunu söyleyelim. İkincisiyse ( dünyayı ille de onu düşünmeden ya da düşünerek ama sözcüklerle değil sözcüklerin ötesinde düşünerek karşılamak) tam farkındalığın yolu olsun.

İşte bizim yaklaşımımız “ tam farkındalık içindeki” meditasyon yaklaşımıdır.

Meditasyon pratiğinizi geliştirmek istiyorsanız sevgili Zeynep Selvili Çarmıklı’nın hazırladığı aşağıdaki e-kitaba göz atabilirsiniz.

https://www.zeynepselvili.com/uploads/meditation-about-faq/nasil-meditasyon-yapmali.pdf

 

 

Bu yazıyı sevdiklerinizle paylaşmak ister misiniz?