Nasıl Başladı?

Gautama Buda

 

Gautama Buda, MÖ 563-483 arasında Hindistan’da yaşadığı tahmin edilen ruhani öğretmen ve Budizm’in kurucusudur. Doğduğunda adı Sidarta Gautama’dır. (Sanskrit; Pali: Siddhāttha Gautama). Prens Sidarta ya da Śākyamuni (Sakya kabilesinden gelen bilge) adlarıyla da anılır.

Budistler tarafından tüm dünyada Buda olarak kabul edilir. Sanskritçede “uyanmış kişi” anlamına gelen Buda, peşine düştüğü yaşam ve ölümün ardındaki gerçeğin arayışı sonucu Sidarta Gotama’da oluşan ruhani aydınlanmayı anlatmak için kullanılan bir unvandır. (Kaynak : Vikipedi)

Mindfulness pratikleri Gautama Buddha’nın (MÖ600) ızdıraptan özgürleşme yolu olarak öğrettiği Dharma’yı baz alır ve 2600 yıl öncesine dayanır.

Buda belki de dünyanın en eski psikologları arasında gösterilebilir.

Düşünün ki bundan 2.500 yıl önce, çevresindekilere insan zihni hakkında bir şeyler öğreterek onların kendilerini daha iyi anlamalarını ve acı çekmekten başka bir yol olduğunu görmelerini sağlıyordu. Ancak buna bakarak günümüz popülistlerinin yaptığı gibi Buda’yı Tanrı veya peygamber gibi görmeye gerek yok. O sadece insan doğasının içinde neler olup bittiğini öğretmeye çalışan bir bilge kişiydi. Tüm bu bilgeliği de meditasyon yaparak öğrendiklerinden, kendi deneyimlerinden ve başkalarının davranışlarını gözlemleyerek bulunduğu çıkarımlardan kaynaklanıyordu.

Ünlü yazar, konuşmacı ve insan kaynakları uzmanı BJ Gallaghar’a göre Buda insan zihnini, içi sarhoş maymunlarla dolu bir ortama benzetiyor. Etrafta zıplayan, çığlıklar atan ve bu şekilde sonsuza kadar devam eden bir ortam düşünün. Buda, hepimizin zihninin sarhoş maymunlarla dolu olduğunu ve bu maymunların her birinin ilgi çekmeye çalıştığını tasvir ediyor. En çok sesi çıkanlardan biri de korku isimli maymun; durmadan alarm veren ve her şeyin yanlış gidebileceğini, sürekli tetikte olmamız gerektiğini söyleyen bir ses…

Buda bunları anlattıktan sonra, öğrencilerine zihinlerinin içindeki ilkel ve sarhoş maymunları meditasyon tekniğiyle nasıl evcilleştirebileceklerini öğretti. Zihninizin içindeki maymunlarla kavga etmeniz veya onları zihninizden atmaya çalışmanız boşuna, çünkü hepimiz biliyoruz ki bir şeye ne kadar direnirsek, o şey o kadar kalıcı olur. Bunun yerine Buda her gün sessizce, basit bir meditasyon yaparak zamanla bu maymunların evcilleşeceğini söylüyor. Düzenli meditasyon sayesinde, zihninizin içindeki maymunlar huzura kavuşacaktır.

Buda haklı. Maymun metaforunu bir kenara bıraksak bile, meditasyon zihnimizin içindeki korku, anksiyete, endişe ve diğer negatif duygulara ait sesleri sakinleştirmenin en iyi yolu. Öte yandan, bazen bu duygularla nazik bir iletişim kurmak da onları sakinleştirebilir. Örneğin korkuyu düşünün, belki de zihnimizin içindeki en yüksek sesli duygu olabilir. Herhalde korku duygusuyla aranızda bir konuşma geçse, şöyle bir şey olurdu:

– En kötü ne olabilir?
– Mesela parasız kalabilirsin.
– Peki, parasız kalırsam ne olur?
– Evini kaybedersin.
– Tamam. Evimi kaybedersem kimse ölür mü?
– Bilemiyorum, sanırım ölmez.
– O zaman bu sadece bir ev. Yaşayabileceğim başka yerler de var değil mi?
– Evet, öyle de denilebilir.
– Tamam, o zaman bu noktadan sonra evimi kaybetme ihtimalimle yaşamayı öğrenebilir miyiz?
– Evet sanırım öğrenebiliriz.

İlkel zihninizi veya Buda’nın benzetmesiyle zihninizin içindeki maymunları yönetmeyi öğrenmek, korku duygusunu sakinleştirmek için yapabileceğiniz en iyi şeylerden biridir. Zihninizin içindeki duyguların nasıl hareket ettiklerine dikkat edin, onlara kulak verin, dinleyin ve onları tanımaya çalışın. Bunun için gün içinde düzenli olarak basit bir meditasyon yapabilirsiniz. Böylelikle zihninizin içindeki konuşmaların yönünü değiştirmeyi öğrenebilirsiniz. Kendinizle nazik, sevgi dolu ve pozitif konuşmalar yapın. Böylelikle içinizdeki ilkel duyguların nasıl dönüştüğünü göreceksiniz. (Kaynak : Huffington Post)

Aşağıda paylaştığım video ; Buddha’nın yaşamı ve felsefesiyle ilgili. İzlemenizi ve bu felsefeye daha yakından bakmanızı öneririm.

 

 

Bir de kitap tavsiyem var :

Can Yayınları’ndan 1946 Nobel Edebiyat Ödüllü

Hermann Hesse “Siddharta”

 

 

 

 

 

 

Thich Nhat Hanh

 

Thích Nhất Hạnh (d. 11 Ekim 1926) Vietnamlı bir Zen Budist rahip, öğretmen, yazar, şair ve barış aktivisti. Güney Fransa’da Dordogne bölgesinde Plum Village manastırında yaşamakta, çeşitli ülkelere giderek inzivalar ve konferanslar düzenlemektedir.

40’tan fazlası İngilizce olmak üzere 100’den fazla kitap yazmıştır. Barış hareketinin içinde aktif olarak yer almıştır. Vietnam savaşı sırasında çekilen acıları dile getirmek ve barışı sağlamak için Amerika’ya giderek Martin Luther King’le çalıştı ve King tarafından Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterilmiştir.

Martin Luther King, Thich Nhat Hanh’ın barış için düşünceleri, uygulandıkları takdirde dünya kardeşliği ve insanlık için evrensel bir birlik abidesi oluşturacaktır” demiştir.

Fransa ve diğer ülkelerde “Mindfulness” Eğitim merkezleri kurarak ve Budizmin temel öğretilerini günlük hayata en yalın ama etkili şekli ile uygulayama geçirmeyi hedefleyen “Engaged Buddhism” akımını başlatmıştır.
Kaynak : Vikipedi

Farkındalığın var olması yaşamın var olması anlamına gelir.
Farkındalık bizi unutkanlıktan ve dağılmaktan kurtarır ve yaşamın her anını dolu dolu yaşamamızı sağlar.
Farkındalığı sağlamak için nasıl nefes alındığını bilmemiz gerekir, zira nefes almak dağılmayı önleyen doğal ve müthiş etkili bir araçtır. Nefes, yaşamı bilinçliliğe bağlayan, bedenimizle düşüncelerimizi birleştiren bîr köprüdür. Zihnimiz dağıldığında onu yeniden denetlemenin bir aracı olarak nefesi kullanabiliriz.

Zen ustası Thîch Nhat Hanh, farkındalığın mucizesinin tamamen uyanık ve şuurlu olma becerilerini geliştirmekten geçtiğini gösteriyor.

“Farkındalığın Mucizesi” adlı kitabında; sade ve duru anlatımıyla ve hoş öyküler aracılığıyla bize pratik uygulamalar sunuyor. Bulaşık yıkamaktan mandalina yemeye kadar, her anın ve en basit eylemin daha büyük bir benlik anlayışına ve huzura yaklaşma fırsatı barındırdığını okura hatırlatıyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

Zen, aydınlanmacı bir yaşam felsefesidir.
İyi ve erdemli bir insan olmak Zen’in temel öğretisidir.

Zen, basitçe açıklayacak olursak, “meditatif hal” anlamına geliyor. Zen öğretisinin temelinde “dyana” yani meditasyon var. Farkındalık ve iç gözlem bu yaşam biçiminde büyük önem taşıyor. Zen felsefesi her insanın içinde “sezgisel bir bilgelik” olduğunu söylüyor. Öğreti, bu bilgeliği yaşama geçirmek üzerine kurulu. Dünyaca ünlü bir Zen üstadı ve barış elçisi olan Thich Nhat Hanh, Zen’i şöyle özetliyor:

“Zen, genel anlamıyla farkında ve odaklı bir zihin; yapmacıklık ve sunilik yerine doğallık ve sadelikten oluşan disiplinli bir hayat, “ben” odaklılık ve saldırganlık yerine dünyanın ve kendinin iyiliği ile şefkatle meşgul ve kaygılı bir yaşam demek. Kısacası, tabiatla sürekli çatışma halinde değil, onun doğal düzeniyle uyum içinde yaşamak demek.”

İçinde yaşadığımız kaosun içinde de Zen’i bulabiliriz. Kaos olmazsa dinginlik ve sükunet de olamaz zaten. Karmaşanın içinde, sadeliği, dengeyi ve farkındalığı bulmak yaşamda esas olan bir konu.

 

Jon Kabat-Zinn

 

Jon Kabat-Zinn (d. Jon Kabat, 5 Haziran 1944 doğumlu) Amerikalı bir tıp profesörü ve Stres Azaltma Kliniği ve Massachusetts Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp, Sağlık ve Toplum Farkındalık Merkezi’nin yaratıcısıdır. Kabat-Zinn, Philip Kapleau, Thich Nhat Hanh ve Seung Sahn gibi Zen Budist öğretmenlerinin öğrencisi ve Cambridge Zen Center’ın kurucu üyesiydi. Yoga uygulaması ve Budist öğretmenlerle yaptığı çalışmalar, öğretilerini bilimsel bulgularla bütünleştirmesine yol açtı. İnsanların stres, endişe, ağrı ve hastalık ile başa çıkmasına yardımcı olabileceğini söyleyen farkındalığı öğretti. Kabat-Zinn’in yarattığı stres azaltma programı, farkındalığa dayalı stres azaltma (MBSR), tıp merkezleri, hastaneler ve sağlık bakım kuruluşları tarafından sunulmaktadır.

Kabat-Zinn, 1944’te biyomedikal bilim adamı Elvin Kabat ve ressam Sally Kabat’ın dokuz çocuğundan en küçüğü olarak New York’ta doğdu. 1964’te Haverford Koleji’nden mezun oldu ve 1971 yılında MIT’de moleküler biyoloji dalında doktora derecesini aldı.  Kabat-Zinn MIT’deyken, üniversitedeki askeri araştırmalara ve Vietnam savaşına karşı önde gelen kampanya yürütücülerinden biriydi. Bu süre zarfında, hayatının “karmik görevi” adını verdiği amacını düşünüyordu.Kabat-Zinn, meditasyon ile ilk kez  öğrenci olduğu MIT’de konuşmaya gelen bir Zen misyoneri olan Philip Kapleau vasıtasıyla tanıştı. Kabat-Zinn, Thích Nhất Hạnh ve Seungsahn gibi diğer Budist öğretmenlerle meditasyon yapmaya devam etti. Ayrıca İçgörü Meditasyon Derneği’nde okudu ve sonunda orada ders verdi. 1979’da Massachusetts Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Stres Azaltma Kliniği’ni kurdu ve Budist öğretilerini dikkat üzerine uyarladı ve Stres Azaltma ve Rahatlama Programını geliştirdi. Daha sonra yapılandırdığı eğitimi, sekiz haftalık Mindfulness Tabanlı Stres Azaltma (MBSR) kursu adı altında yeniden adlandırdı.

Budist çerçevesini ve farkındalık ile Budizm arasındaki bağlantıyı kaldırmış, bunun yerine MBSR’yi bilimsel bir bağlama oturtmuştur.

Daha sonra Massachusetts Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Tıp, Sağlık ve Toplumda Farkındalık Merkezi’ni kurdu. Meditasyon ve Hatha yoga’yı birleştiren laik Mindful Yoga tekniği, o zamandan beri dünya çapında yayıldı. Hastalarına “andan ana farkındalık” denilen şeyi kullanarak stres, ağrı ve hastalık ile başa çıkmak için yardımcı olmayı amaçlamaktadır. Kabat-Zinn’in MBSR programı, ilk kitabı Full Catastrophe Living: Vücudunuzun Bilgeliğini Kullanmak ve Zihinle Yüzleşmek için Stres, Ağrı ve Hastalık (Delta, 1991) ‘nin yayınlanmasıyla artan şekilde ilgi görmeye başladı (Delta, 1991).Daha sonra, 1993 yılında, Stres Azaltma Kliniği’ndeki çalışmaları, Bill Moyers’ın PBS kanalındaki programında yer alınca, Kabat-Zinn ulusal olarak tanınır hale geldi. 1994 yılında Kabat-Zinn’in Nereye Giderseniz Gitsin ( Whereever You Go, There You Are) adlı ikinci kitabı ulusal en çok satan kitap oldu. 1990’ların sonlarına doğru hem bağımsız merkezlerde hem de  hastanelerin bütünsel tıp programının bir parçası olarak birçok MBSR kliniği açıldı.

 

 

Bu yazıyı sevdiklerinizle paylaşmak ister misiniz?